Haymatlos
13 Kasım 2020–17 Ocak 2021 | Dirimart

Karin Kneffel

Dirimart, Karin Kneffel’in Haymatlos başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği etmekten mutluluk duyar. Sanatçı Dirimart’ta 2013’te düzenlenen Türkiye’deki ilk kişisel sergisinin ardından ikinci sergisi için hazırladığı yeni serisiyle “haymatlos” kavramı yani vatansız kalma üzerinden Almanya ve Türkiye arasında sanatsal bir diyalog kuruyor. Bu resimler anımsamanın yabancı geçmişe nüfuz edişi, onu dönüştürmesi ve onda iz bırakması üzerinedir.

Sanat hayatı boyunca, yarattığı özgün fotogerçekçi görsel dille gerçekliği sorgulayan, detaylara yönelttiği dikkatli bakışıyla kendine has illüzyonlar yaratan Kneffel, resimlerinde bazen kendi çektiği, bazen başkalarına ait belgesel fotoğrafları kullanır. Fotoğrafın gerçekçiliğinden resmin alanına geçerken sanatçı, imgeleri, kullandığı katmanlarla fotoğrafın perspektif ve mantığından koparır, karmaşık ayrıntıları birbirinin içine geçirir, yeni bağlar kurarak oluşturduğu kapalı devre dünyası hem eski zamanların hem günümüzün işaretlerini taşır. İzleyiciye resimde gördüklerine güvenmemesi ikazı yapılır. Gördükleriniz sizi yanıltabilir. Resim yalan söyleyebilir. Tam da detaylara saplantılı bağlılıkla bir anlatı kuruyor göründüğü an güvenilmez bir anlatıcıya dönüşür resim. Mimesis gelir akla.

Eski Roma’da “yurttaş” kavramının ilk çıkışından günümüze hukuksal, siyasi, kültürel bağlamlarda vatansızlar da hep olageldi. Vatansız, yurtsuz, uyruksuz anlamına gelen haymatlos kelimesinin ise Almanya-Türkiye bağlamına özgü anlamsal içerimleri vardır. Kneffel’in yeni serisi, 1930’larda Almanya’dan, vatanlarından, politik görüşleri nedeniyle ayrılma zorunluluğuyla Türkiye’ye gelerek ülkenin eğitim ve sanatına önemli katkılarda bulunan vatansızlardan söz eder. 1950’li yıllarda Türkçeye haymatlos şeklinde giren kelime, Almanca heimatlos kelimesinin Türkiye’ye özgü telaffuz şeklinden ibarettir. Sözcük, Türkçede İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında ülkelerini terk etmek zorunda kalan ve geri dönemeyeceklerini bilen kişileri niteleyen anlamından uzaklaşarak 1960’lı yıllarda Almanya’ya çalışmaya giden Türkiyelilerin ve sonraki kuşak gurbetçilerin imgelemlerinde farklı anlamlar kazanarak hayatına devam etmiştir. On ikinci yüzyıldan bir keşişten alıntılayarak “Memleketini güzel bulan bir insan daha yolun başındadır; her yeri kendi yurdu gibi gören insan güçlüdür; ama bütün dünyayı yabancı bir ülke gibi gören insan mükemmeldir,” diyen Mimesis’in yazarı Eric Auerbach da 1930’larda Almanya’dan İstanbul’a gelen bir haymatlostu. Kneffel’in resimlerinin katmanları, izleyiciyi bu kelimenin izinden, tarihsel katmanlardan ve coğrafyalardan geçirerek günümüze getiriyor.

Kneffel’in sergide görülen on dokuz resminde İstanbul’da yaşamış üç haymatlosun eserlerinin izlerini görürüz: Bruno Taut (1880–1938), Rudolf Belling (1886–1972) ve Margarete Schütte-Lihotzky (1897–2000). Taut’un Boğaz sırtlarındaki ikonik evi; Belling’in 1940’larda yaptığı anıtsal İnönü heykeli ve 1949 tarihli Skulptur 49 (In Memoriam Dreiklang) (Heykel 49 [Üçlü Uyum’un Anısına]) başlıklı heykeli; Schütte-Lihotzky’nin tasarım mutfaklarından ilki olan Frankfurter Küche’si (Frankfurt Mutfağı), Kneffel’in dimağından geçerek resimlere dönüşür, onun damlalarının, su izlerinin, kırmızı fırça darbelerinin arkasında karşımıza dikilir, bize şu soruyu sorarlar: Dünya yabancı bir ülke midir?

 

SEÇİLMİŞ İŞLER
Untitled
Untitled
İsimsiz
İsimsiz
GÖRSELLER