Anselm Reyle’nin isyan kültürü ile geleneksel olanı harmanlayan pratiği, dinamizmi çürüme ile bütünleştirirken klişeleri satirik ve eleştirel bir tavırla ele almasıyla öne çıkar. Sanatçı, buluntu nesneleri farklı bağlamlarda yeniden yorumlarken tüketim toplumunun kalıntılarını, atılmış malzemeleri, şehir yaşamının ve endüstriyel değişimin sembollerini sanat eserlerine dönüştürür. Reyle’nin yoz beğeni unsurlarını yüksek sanat ortamlarıyla bir araya getirdiği pratiğinde neon yerleştirmeler başat rol oynar. Sanatçının paslanmaz çelik heykelleri ise neredeyse madde dışı, sanal bir görünüme sahiptir. Seramik heykelleri, 1960’lı ve 70’li yıllarda popüler olan, bugün ancak ikinci el mağazalarda veya bit pazarlarındaki çömleklerde rastlanan ve aslen üreticilerin parlak renkleri kaynatmaya çalıştıkları sırada yanlışlıkla keşfettiği, seramiğin bazı kısımlarını siyahlaştıran Fat Lava tekniğine dayanır. Bu heykellerde, zarar görmüş veya kırılmış olanın benzersiz estetiğini vurgulayan sanatçı, konformizme karşı bilinçli bir direniş, sanatsal ifadenin homojenleşmesine karşı kışkırtıcı bir yaklaşım sunar. Anselm Reyle, pratiğine dahil ettiği resim, heykel ve yerleştirme gibi tüm disiplinlerle geleneksel sanat yorumlarının sınırlarını zorlarken, çağdaş sanatın mevcut eğilimlerini ve beklentilerini sorgular.
