Çağla Ulusoy’un pratiği, sanatçının farklı kültürler ve geleneklerdeki yaşam deneyimlerini bir araya gelerek oluşturduğu dinamik bir süreçtir. Ulusoy eserlerinde bu kültürlerin izlerini soyut bir görsel dil aracılığıyla işleyerek bilinçaltındaki anıları ve imgeleri yeniden şekillendirir. Sanatçı, sınırları aşan bir yaklaşımla, bu farklılıkları harmanlayarak melez anlamlar yaratır; soyut ve karmaşık kompozisyonlarında, kültürel çatışmalar ve geçmişin izleri arasında zengin bir estetik dil kurar. Ulusoy’un akrilik, yağlıboya, kum, balmumu gibi farklı materyallerle tuval üzerinde oluşturduğu renk ve doku katmanları, mekân ve zamanın belirsizliğini izleyiciye aktarırken estetik ve duygusal bir ifade biçimi olarak önemli bir rol oynar. Sanatçı eserlerinde renk ve form arasındaki dengeyi sürekli zorlayarak görsel etkiyi derinleştirir ve uyum ile sürtüşmeyi aynı yüzeyde bir arada var eder. Sanatçı, her resmini bir varlık gibi şekillendirirken eserleriyle sürekli bir diyalog hâlindedir; her çalışmanın kendi kimliğini kazanmasına olanak tanır ve doğaçlamaya izin verir. Çağla Ulusoy’a göre her yapıt, kendiliğinden gelişen bir evrim sürecidir; önceden planlama veya tekrarlar onun sanat anlayışına ters düşer.
