Kemal Önsoy'un tarih, edebiyat, şiir ve mitolojiden beslenen pratiği, belleğin parçalı ve değişken doğasını boya, renk, doku ve form üzerinden görünür kılar. Sanatçı, üst üste uyguladığı boya katmanlarını kazıyarak, örterek ve yeniden açığa çıkararak tuvali arkeolojik bir yüzeye dönüştürür; geçmiş ve şimdiye ait farklı görsel katmanların aynı düzlem üzerinde bir arada var olmasını sağlar. Figüratif ve soyut öğelerin iç içe geçtiği kompozisyonlarında insan bedenini, organik yapıları, mimari kalıntıları ve manzarayı çağrıştıran biçimler, yoğun boya dokusu içerisinde belirip yeniden kaybolur. Önsoy'un pratiğinde yapma ve bozma, inşa etme ve çözülme süreçleri birbirini tamamlayan unsurlardır. Kentin, mimarinin ve kültürel belleğin zaman içerisinde geçirdiği dönüşümden hareket eden sanatçı, resim yüzeyini farklı dönemlerin ve yaşanmışlıkların üst üste biriktiği bir alan olarak ele alır. Zamanla arkeolojik ve mimari referanslardan biyolojik, organik ve hücresel yapılara uzanan görsel bir dil geliştiren Önsoy, maddenin farklı ölçeklerdeki dönüşümünü araştırır.
