Ufuk ile zamanın katmanları arasında: the sun and the mountain

Merve Akar Akgün, Art Unlimited, 10 October 2026

Ugo Rondinone’nin otuz yılı aşan sanat pratiği, doğanın arketipleriyle insanın zamansallığı arasında kurulmuş nazik bir ilişki. Sanatçı, dağları, güneşi, ayı, mevsimleri ve gökkuşağını varoluşun her an dönüşmekte olan doğasının birer tezahürüne dönüştürüyor.

Rockefeller Plaza gibi mega bir kent olan New York’un kalbinde gösterdiği dev ham taşlardan Nevada Çölü’e diktiği neon monolitlere uzanan sergi tarihinde, kamusal anıt olgusunun eril ve buyurgan tarihini doğayı kullanarak altüst ediyor. Rondinone’nin İstanbul’daki ilk kişisel sergisi the sun and the mountain, Dirimart Dolapdere’de izleyiciyi tam da bu karşılaşmanın ortasında bırakan cinsten: mountain serisinden 2023 tarihli yirmi yeni heykel ile gün doğumu ve gün batımının geçici eşiklerini yakalayan on dört suluboyayı buluşturuyor.

Çocukluğunu doğduğu ve büyüdüğü İsviçre’deki göl kenarı kasabası Brunnen ile İtalya’dan İsviçre’ye göç eden anne ve babasının memleketi, taş evleri ve mağaralarıyla ünlü tarihi Güney İtalya şehri Sassi di Matera arasında geçiren sanatçı, dili, kavramları ve didaktik açıklamaları bir kenara bırakarak izleyiciyi bedenin bildiği bir “oluş hali”ne davet ediyor ve ekliyor: “Anlaşılabilirlik gibi bir derdim yok. !nsanlar bana bir işi anlamadıklarını söylediklerinde onlara, ‘Güzel, o zaman sadece bakın,’ diyorum.”

Merve Akar Akgün, Ugo Rondinone ile arazi sanatı ve pop sanat arasındaki geçirgenliği, dilin sınırlarına karşı sanatın gücünü, Antroposen çağında yeryüzünü sadakatle kaydetmeyi ve yapıttan doğan mitolojiyi konuştu.

Röportajın tamamını okumak için tıklayınız.