Yüksel Arslan’ın sanatsal pratiği, Fransızca “art” kelimesiyle bir eylemin sürecini ya da durumunu ifade eden “ure” isim yapma sonekini (peinture veya écriture gibi) birleştirerek kendi tanımladığı arture kavramı ekseninde şekillenir. Bu kavram, resim ile yazının iç içe geçtiği özgün bir üretim biçimini temsil eder. Sanatçı eserlerini bitkiler, toprak, tütün suyu, kan ve idrar gibi organik ve gündelik malzemelerle üreterek sanatın geleneksel üretim süreçlerini ve piyasa odaklı standartlarını reddeder. Arslan’ın bu malzemelere yönelimi, sanatın metalaştırılmasına karşı radikal bir tavırdır; ticari araçlar yerine bedenin ve doğanın ham verilerini kullanır. Tarihöncesinden günümüze uzanan insanlık serüvenini ansiklopedik bir kavrayışla mercek altına alan Arslan, bir sanatçı, düşünür ve şair/çizer disipliniyle hareket eder. Yapıtları insan doğasını, arzuyu ve kültürel evrimi mitolojiden psikolojiye kadar geniş bir yelpazede sorgular. Görsel bir dilin ötesinde bir düşünce arkeolojisi sunan çalışmaları, izleyiciyi insanlığın kolektif hafızasında hem biyolojik hem de entelektüel bir yolculuğa davet ederken, sanatın yaratıcı eylemini yaşamın ve bedenin gerçek verileriyle yeniden tanımlar.
