Dirimart Londra, Jessica Cerasi’nin küratörlüğüde düzenlenen ve Hashel Al Lamki (d. 1986), Çağla Ulusoy (d. 1989), Tala Worrell (d. 1991) ve Berke Yazıcıoğlu (d. 1993) eserlerini bir araya getiren Renk Bir Yerdir başlıklı grup sergisini sunmaktan mutluluk duyar.
Renk Bir Yerdir, tuvali çelişkilerin derhal çözüme kavuşmak zorunda olmadığı, aksine sahiplenilip kucaklandığı bir düşünüm alanı olarak ele alan dört ressamı bir araya getiriyor. Bu sanatçılar için tuval düşünmenin, düş kurmanın ve çözüme direnç gösteren meselelerle çalışmanın alanına dönüşüyor.
Her biri kültürel, manevi ve duyusal olarak içinde birden fazla dünya taşıyan Hashel Al Lamki, Çağla Ulusoy, Tala Worrell ve Berke Yazıcıoğlu’nun tuvallerinde söz konusu çokluklar birbirini yok etmez –gündelik olan yüce olanla bir arada var olabilir; yabancı ile tanıdık olan, aralarındaki sürtünmeden yeni bir şey ortaya çıkana dek birbirine baskı uygular.
Ortaklaştıkları bu zeminde resim, bir çözümleme yöntemi olmaktan ziyade karmaşıklıkla bağlantı içinde olmanın bir yoluna dönüşür. Hashel Al Lamki’nin pratiğinde bellek sabitlenmiş değil tortuludur; manzaralar ekoloji, göç ve tektonik hareketlerin birbirine yaklaştığı yaşayan arşivlerdir. Sanatçının eserleri, bir yeri temsil etmekle değil, onu duymakla ilgilidir –bu, anlamın beyan edilen bir şey olmaktan ziyade, yavaşça biriken bir şey olmasına benzer.
Çağla Ulusoy’un işlerinde, imgelerin bir kompozisyonla değil birikerek oluştuğu katmanlı bir algılama hali söz konusudur. Yoğun boyanmış yüzeylerin içine bilinçdışından parçalar, kültürel kalıntılar ve duyusal izlenimler zerk edilmiştir. Bu eserlerde renk ve doku, formu sabitlenmekten ziyade onu hareket halinde tutmayı sağlar; çelişki, böylelikle, çözülmek yerine eserlerde görünür kılınır.
Tala Worrell’in soyutlamaları ise, farklı bir düzlemde, algının etiğine dayanır. New York’ta doğan ve Abu Dhabi’de büyüyen sanatçının işleri, görmenin asla tarafsız bir eylem olmadığı bilinciyle şekillenir. Tuval üzerindeki her bir jest, inanç sistemleri, miras alınan yapılar ve bir arada yaşamanın sessiz talepleri arasında gerçekleşen müzakerenin ağırlığını taşır; böylece resim, kararların asla saf estetik olmadığı, aksine üzerinde etik ikilemlerin çalışıldığı bir alan oluşturur.
Berke Yazıcıoğlu, pratiğinde, arzunun toplumsal yapılar içinde nasıl organize edildiğinin, yönlendirildiğinin veya sınırlandırıldığının izini sürer. Sanatçının dijital çizim, resim ve tasarım arasında gidip gelen işleri, mahremiyet ve düzenlemeyi bir arada tutarak kişisel dürtülerin kolektif kodlar tarafından nasıl şekillendirildiğini sorgular. Kompozisyonları, en yüklü anlarında bile, bakışın nasıl yapılandırıldığına ve izleyicinin anlam, toplumsal cinsiyet ve kültürel beklenti sistemleri içinde nasıl konumlandırıldığına yoğunlaşır.
Bu sanatçılar için renk, düşünmenin başladığı yerdir; renk, kompozisyondan ve konudan önce, duygulanımsal olarak beden üzerinde çalışır: bir odanın sıcaklığını düşüren bir mavi, göze ulaşmadan önce göğse ulaşan bir kırmızı, hatırlanan bir manzaranın özgül sıcaklığını taşıyan bir aşı boyası... Renk Bir Yerdir, rengin bir dekorasyon veya tasvir meselesi değil, –kelimelerin yalnızca yaklaşmaya niyet edebileceği şeyleri söylemeye muktedir– birincil bir dil olduğu işleri bir araya getiriyor. Sergideki her eser, anlaşılmadan önce yanında durulmayı, önünde hayal kurulmayı ve hissedilmeyi talep ediyor. Kendinden neşet eden içsel durumlar gibi, bu resimler de cömertçe ve inatla bizlere kendini açarak yaşamanın üretken gerilimini aktarıyor.
Renk Bir Yerdir, 4 Haziran–18 Temmuz tarihleri arasında Dirimart Londra’da görülebilir
