“Biz kimiz? Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz? Ne bekliyoruz?
Bizi bekleyen ne?”
Ernst Bloch, Umut İlkesi
Dirimart, bir sanal ve artırılmış gerçeklik sanat platformu olan Vortic’te Wingbeats başlıklı karma sergiyi sunmaktan mutluluk duyar. Georgina Gratrix, Özlem Günyol & Mustafa Kunt, Jennifer Ipekel, Komet, Nasan Tur ve O Zhang’ın işlerini içeren sergi 27 Nisan–26 Mayıs 2023 tarihleri arasında Vortic sitesi vortic.art üzerinden gezilebilir.
Birbirinden oldukça farklı sanatsal pratiklere sahip sanatçılar, bu sergide renk, doğa ve umudun keşfinde ortaklaşıyor. Burada izleyici, kendini adeta tavanı olmayan bir odanın ortasında bulurken, üzerinden geçen kuşların kanat çırpma seslerini de (Wingbeats [Kanat Vuruşları] başlığına göndermeyle) duyabiliyor. Serginin ana mekânı bir bahçe işlevi görüyor: İzleyici, günbatımından gündoğumuna kuşlar, çiçekler ve ağaçlarla birlikte doğayla yüzleşiyor. İnsanmerkezci dünyadan kurtulan doğa, sergi odasında da hükmünü sürdürüyor. Sergi, yalnızca bağlamıyla değil, insan olmanın fiziksel doğasına içkin yeterlilikler üzerinden de izleyiciyi zorluyor. Bu oda, insanın hiçbir zaman gerçek anlamda deneyimleyemeyeceği, koklayamayacağı, hissedemeyeceği, ancak teknolojik aparatlar sayesinde aşkın bir dünyaya –hiperdünyaya– açılan bir oda. Günümüzde kuraklaşmaya karşı beslediğimiz tek umut yağmurken, tavanları yıkmanın da tam zamanı.
İklim krizinin gittikçe artan etkileri ve sonuçları durdurulamaz bir şekilde üzerimize ağır ağır yaklaşıyorken, düşünebildiğimiz tek şey umut. Sergi alanının içindeki küçük odadan bir çocuğun gözlerini kendisine dikmiş olduğunu görse de, izleyicinin bu bakışın bir yardım çağrısı mı, yoksa bir suçlama mı olduğunu ayırt etmesi pek kolay değil. İzleyici odada, sanki çocuğa aitmiş hissini veren duvardaki el izlerine, bir ev çizimine ve odanın kafeslediği minik kuşa rastlıyor. Ekolojik açıdan çocuğa ve doğanın kendisine duyduğumuz sorumluluk, bu odada en üst noktasına ulaşıyor. Antroposen çağının kontrolüne aldığı ve manipüle ettiği sanal imgeler artık görünür, dokunulabilir ve deneyimlenebilir hale geliyor. Tavan, izleyiciyi ellerinden tutuyor, onun uçmasını engelliyor ve odayı bir kafes olarak somutlaştırıyor. Doğa, artık insanlar üzerinde hâkimiyet kurmuş oluyor.
Wingbeats bizlere fiziksel bedenselliğimizi ve içimizde kanat çırpan umudu hatırlatıyor. “Umutsuzluk, hem dönemsel hem filli anlamda, en dayanılmaz, insani ihtiyaçlar açısından asla ve kat’a katlanılmaz olan şeydir,” diyor Bloch. Biz insanlar, geleceğin üzerimizdeki belirleyiciliğiyle, yalnızca hiperdünyada kalan bir ütopya için değil, daha iyi bir gelecek için de umutla çiçek açmak zorundayız.
